Yaşamınızı Nefes Çalışmaları İle Dönüştürebilirsiniz

1970’lerden bu yana birçok bilim adamı ve araştırmacı, nefes alıp verme teknikleri ile ilgili uluslar arası kongreler ve sempozyumlar düzenlemişlerdir. Marsh European Üniversitesinde (İsviçre) nefes çalışmaları detaylı bir şekilde incelenerek kurumsallaşmıştır. Dünyanın birçok yerinde çeşitli nefes teknikleri kullanılarak yapılan çalışmalar giderek artmaktadır.

Tüm Dünya Kan Proteini Araştırma Derneği kurucusu Dr. Samuel West’in araştırmaları pek çok önemli fiziksel hastalığın bedenin oksijenlenmesi ile tamamen iyileştirilebildiğini belgelemektedir.

Dr.C.Samuel West bir lenfoloji uzmanıdır ve  “Yedi Artı Bir Altın Kural” adlı kitabında, oksijenin beden için en önemli besin olduğundan bahseder. Doktor West, akciğerlerin lenf sistemi için emme-basma tulumba gibi çalışan bir işlevi olduğunu belirtir. Lenf sistemi etkin bir şekilde çalışmadığında, kandaki proteinleri hücrelerin arasından çıkaramaz ve oksijen metabolizmasını sekteye uğratır. Bunun sonucunda, kaçamayan proteinler kandaki suyu alarak fazla sodyumu çeker bu da sodyum ile suyun hücrenin etrafında toplanmasına neden olduğunu ifade eder. Bu durum hücrelerde oksijen yetersizliği, sodyum ve potasyum dengesini bozarak enerji kaybına, hastalıklara ve hücresel düzlemde ölüme sebep olur.

Dr. West hücresel düzeydeki bu durumların, ağrı, kanser, ateşlenme ve genel hastalık durumlarına yol açtığını ifade etmektedir. Bununla beraber normal şartlarda lenf sisteminin kandaki proteinleri mutlaka çıkartması gerektiğini, aksi takdirde sadece bir gün içinde ölünebileceğinin altını çizmektedir. Bu sebeple Dr. West “ Beş dakikalık bir yürüyüşten daha çok, beş dakikalık derin diyafram nefesinin alınması, sağlıklı olmak adına önemlidir.” demektedir.

Zehir ve atıkların vücuttan atılması ve kanın temizlenmesi işlevi lenf sistemi tarafından gerçekleştirilir. Obezite, yüksek kan basıncı ve kireçlenme gibi durumların ortak sebebinin kandaki proteinlerin dışarıya atılamaması olduğudur.

“Şok” konusuyla ilgili araştırmaları olan, Dr. Shields JW, MD (Lymph, lymph glands, and homeostasis, Lymphology, Dec. 1992, 25, 4: 147) kitabında, kandaki proteinlerin kişiyi birkaç saat içinde nasıl öldürebileceğine ilişkin olgulara yer verir. Hasta şoka girdiğinde vücudundaki bütün kılcal damarların genişleyerek kandaki proteinlerin salınmasına ve dolaşım sisteminin çökmesine neden olduğunu bildirir. Bu noktada “derin nefes almak” lenf sisteminin hareket yeteneğini nasıl iyileştirdiğini kanıtlamıştır. Dünya genelinde önde gelen tıp fakültelerindeki diğer araştırmacılar ise, uygun kimyasal dengenin kurulmasıyla metabolizmadaki atıklar atılarak hücrelerin süresiz olarak yaşayabileceğini ifade etmişlerdir. Lenf sistemi verimli olarak çalıştığı takdirde yaptığı tam olarak budur.

Tıp ve fizyoloji alanında Nobel ödülü sahibi Dr. Otto Warburg, kanserin, ana nedeni olarak hücrelerdeki oksijen solunumunun yerini şeker fermantasyonunun almasıyla oluştuğunu ispat etmiştir. Aynı zamanda sağlıklı hücrelerden oksijenin çıkarılmasıyla hücrelerin kanserli olmalarına neden olduğunu da keşfetmiştir. Bir hücre enerji ihtiyacını oksijen solunumuyla karşılar, kanser durumunda ise bu ihtiyacını fermantasyonla karşılar. Her tür kanser gelişiminde oksijen solunumu azalarak fermantasyon başlar böylece hücreler normal fonksiyonlarını kaybederek anaerobik hale gelirler.

Sağlığımız ve derin nefes almak arasındaki ilişki ile ilgili birçok araştırma mevcuttur.

Stephen Elliot ve Dee Edmunson’un “Yeni Nefes Bilimi” adlı kitabında optimal kalp atışı sıklığının ve nefes almanın ideal sempatik ve parasempaik denge ve bütünlük yarattığına değinirler. Kalp hızı değişkenliği kişinin sağlık düzeyi ile ilgili bir göstergedir ve kalbin büyüklüğünü, frekansını, kalp atış hızını ve uyumunu dikkate alır. Nefes almanın gaz değişiminin çok ötesinde bir işlevi olduğunu belirtir. Sağlıklı olmak otonomik sinir sistemi dengesine dayanır. Bu dengeyi oluşturan unsur ise “uyumlu nefes alma” şeklidir. Bu uyum gerçekleştiğinde vücuttaki tüm sistemler daha etkin ve tutarlı bir iletişim kurabilirler. Bu şekilde nefes almak, optimal kalp hızı değişkenliğini yaratır. Birçok sağlık sorununun sempatik baskınlığa dayandığı bilinmektedir, çünkü sempatik baskınlık vücut sistemlerinde yıpranma ve aşınmaya neden olmaktadır. Bilinçli olarak nefes alma teknikleri uygulamak, vücudu dengeye getirecek bir güce sahiptir.

“Nefes Bilimi” adlı kitabın yazarları, Swami Rama, Dr. Rudolph Ballentine ve Dr. Alan Hayemes insanların nefes aracılığıyla fiziksel, zihinsel ve ruhsal hayatını nasıl iyileştirebileceklerini hazırladıkları bu kitapta ayrıntılarıyla anlatmışlardır. Farklı nefes alma kalıpları ve bunları ifade eden duygu durumları incelenmiştir. Diyaframa alınan bilinçli nefesle, vücudu dengede tutmak ve doğru bir şekilde işlemesini sağlamanın kesinlikle mümkün olduğuna değinilmektedir. Bu durumda oksijen alış-verişi ve her türlü fizyolojik sürecin işleyişinin olumlu yönde etkilendiği kanıtlanmıştır.

Vücudun işlevini yerine getirebilmesi ve hayatın devamı için oksijen gereklidir. Nefes alma engellendiğinde ya da sınırlı oksijen alındığında sağlığımız bu durumdan olumsuz etkilenir. Tüm fizyolojik süreçlerin ihtiyacı olan enerji için oksijen gereklidir. Gereksinim duyulan oksijen miktarının %20’sini ise beyin kullanır.

Araştırmacı yazar Nathaniel Altman’ın yazdığı “Oksijenle İyileştirme Tedavileri” adlı kitabında; Oksijen seviyelerindeki artışların, patojen mikropları ve hastalıklı hücreler ile olan bağlantısına yer vermiştir. Çeşitli hastalıkların iyileştirilmesini kolaylaştırmada biyo-oksidatif tedavilerin başarıyla kullanıldığı ispatlanmıştır. Nefes çalışmaları, kandaki oksijen seviyesini arttırarak lenf sisteminin doğru işleyişini destekleyici niteliğe sahiptir.

İtalya’da Regio Emilia’daki bir hastanede yapılan araştırmaya göre, solunum sistemi ile ilgili problemi olan 12 hastaya on nefes seansı uygulanarak hastaların oksijen kapasitelerinin %65 ila %85 oranında arttığı gözlemlendi. Ayrıca fiziksel, zihinsel ve duygusal semptomlarında da azalmalar görüldüğü tespit edildi.

Sosyal medyada paylaş